dijital pazarlama sektörü

Dijital Pazarlama Sektörünün Geldiği Son Nokta

Beni uzun zamandır tanıyanlar bilir; dijital pazarlama danışmanı olarak katma değeri olan işler yapmaya çalışır, mümkün mertebe bildiğim, deneyimlediğim ne varsa paylaşmaya çalışırım. Ancak bazı sebepler ve yılgınlıklar sebebiyle uzun zamandır ne kendi bloğumda, ne Branding Türkiye‘de, ne de Spotify Pazarlama Sohbetleri podcastlerimizde içerik üretmiyordum.

Zaten ciddi bir karantina döneminden geçtik ülkece ve hala rahata eremedik. Bu sürecin getirdiği uyuşukluk halinin yanı sıra, mevcut şartlar altında bu ülkede dijital pazarlama mesleğini icra ediyor olmaktan gerçek anlamda bıktığımı anladım; farkına vardım diyelim. Peki neden? Aslında birçoğunuzun bildiği nedenler ama hepimiz sitem etmek yerine “sırf hayatta kalabilmek için” sevsek de sevmesek de çalışmaya devam ediyoruz. Zaten sektörden bağımsız olarak, hepimiz ülkede bu şekilde çalışmıyor muyuz; hayatta kalabilmek, faturaları ödeyebilmek, kirayı veya taksiti vermek falan filan…

Peki genel olarak bakarsak, sizin de “Evet; aslında çok doğru” diyeceğiniz hangi sebeplerden dolayı bu sektöre lanet okur hale geldim, birkaç başlık halinde özetlemeye çalışayım.

Çapsız Şirketlerin Vizyonsuz Dijital Pazarlamacı Talepleri

Bu şirketleri birçok iş ilanı sitesinde, sosyal medyada falan direkt iş veren sayesinde, yahut potansiyel bir sosyal medya linci esnasında görüyoruz hepimiz. Genelde beklentileri, bir kişinin en az üç kişilik işi yapabilmesi ve mümkün olduğunca ucuza çalışması yönünde oluyor. Bakın, bu vizyonsuzluk bende mide bulantısı yapmaya başladı artık. Üstelik bunu normalleştirmeye çalışıyorlar. Yani biri de çıkıp “Tamam kabul; ben pintiyim, fazlasını ödersem gözüm açık giderim” veya “Gücüm, imkanım şimdilik buna yetiyor ama farkındayım istediğimin normal olmadığını” gibi bir şeyler zırvalasa biraz içimiz rahatlayacak. Ama beklentisinin normal olduğunda ısrar eden pişkinlere hakikaten tahammül etmek mümkün değil.

Çapsız Dijital Pazarlamacıların Vizyonsuz Yetersizlikleri

Bir önceki başlığın, sektör profesyoneli(!) versiyonu. “Daha fazla kazanayım” veya “Ülke şartlarında bir süredir işsizim, en azından maaşım olur.” yaklaşımı ile (-ki bu yaklaşımla saçma bir maaşı kabul edip işe başlamak mecburiyetinin sorumluluğu kendisinde değil bence. Neyse siyaset konuşmayacağım! Sus Sercan!) işe başlayan bu arkadaşlar, tek başına iki kişilik, üç kişilik hatta bazen dört kişilik sorumluluğu üstlenmeye çalışıyor. Bu durumun sektöre verdiği birkaç farklı zarar olduğunu düşünüyorum:

  • İş verenler “Demek ki bu şekilde de oluyormuş” diyerek bu durumu normal kabul etmeye başlıyor.
  • Bu şartlar altında çalışmaya başlayan arkadaşlar, kısa sürede işi mahvedip bir dünya bütçenin çöp olmasına sebep oluyor.
  • Bütçesi çöp olan iş veren, bu sektörün ona göre olmadığını düşünüp korkar hale geliyor artık.
  • Bir üstteki maddenin diğer versiyonu, hayli hırpalanmış olan şirket, çalışacak doğru insanları bulduğunda elinde bütçesi kalmamış oluyor ya da en azından rahatça harcayabileceği bir bütçesi kalmamış oluyor. Yetersiz bütçe ile saçma beklentiler içerisinde olabiliyor.

Sütten Ağzı Yanmış Şirketlerin Tatlı Telaşı

İşte beni en çok yoran, sitem ettiren başlık. Çünkü bu piyasada o veya bu şekilde hırpalanmış, kandırılmış, tabiri caizse “tokatlanmış” kim varsa, aslında en başta yapması gerektiği gibi adam akıllı bir araştırma yapınca beni yahut arkadaşım ve iş partnerim Hasan Yasin Türkyılmaz‘ı buluyor ve çölde su bulmuş edası ile hemen çalışmalara başlamak istediğini söylüyor.

Tabii şu anki ekonomik koşullar, pandemi süreci, daha önce çöp olmuş bütçeler falan derken, talep ettiğimiz hizmet bedeli ve reklam – medya satın alma önerilerimiz çoğunlukla karşılık bulamıyor 🙂 Sonra da “Hadi bakalım, üç paraya beş köfte” için takla atalım; hadi ya!

Bir de beterin beteri var; bir üst paragrafta bahsettiğim “sütten ağzı yanmış” işletme sahibine canım kurban; cidden. En azından niyeti iyi, sadece mağdur ve çaresiz. Orta yolu bulabilirsek zaten anlaşıyoruz. Bir de, henüz dijital ile adaptasyon olmayı bırakın, kurumsal sitesini bile yeni yaptırıp da, pandemi döneminde dijitale artan talebi görüp bu işlere girmeye kalkanlar var. Şu anda, pazardaki en büyük hareketliliği onlar oluşturuyor zaten. Hepsinde bir “İkinci dalga gelirse, karantina döneminde hazır olalım” yaklaşımı var. Ama bu işin dinamiklerine o kadar uzaklar ki, ben bu işletme grubuna “Çürük çarık işletmeler” diyorum, mümkün mertebe temas kurmamaya gayret ediyorum. E peki biz ne yiyeceğiz, daş mı? :))

3 Günde Uzmanlık Sertifikası Artı 100 Kilo Bal 100 TELE

Bir de bu sektörü tam anlamıyla niteliksiz, anlamsız hale getiren dijital pazarlama eğitimi ve sertifika programları var ki; “oman yoreppim” bir haldir arkadaşlar. Üç beş gün sonunda “uzmanlık” sertifikası veren; bakın katılım belgesi falan değil, yılların uzmanlığını size “şaaak” diye veriyorlar, bu tür fırsatçılar var. Bunlara da “Keriz silkeleme” eğitimleri diyorum. Bu yazıyı okuyorsanız ve o eğitimlerden birine katılıp “uzman” olduğunuzu sandıysanız üzgünüm; sizi de silkelemişler.

Elbette, belli bir seviyede teorik bilgiyi edinmek için üç gün, beş gün falan makul süreler. Benim takıldığım nokta, bu kişilerin yine sertifika ödemesini alan kişiler tarafından uzman(!) ilan edilmesi. Bu kadar katma değeri düşük bir iş olabilir mi yahu? Bu eğitimlerden bir iki tanesine ben de katıldım meraktan; 2 günde sosyal medya pazarlama eğitimini 12 slayt ile 8 saatte anlatıp insanlara sertifika verdiler. Hadi buna saygı duyalım; farzı misal yani. Tezgahı güzel kurmuşlar; insanlar da kanıp gelmeselermiş falan 🙂

Bu sertifikaları alan arkadaşlar iki gün sonra ben uzmanım deyip piyasadan iş toplamaya çalışıyor veya daha kötüsü, bir yerde işe giriyor. Aaa bakın yine canı yanacak minnoş ve ucuzcu bir şirket göründü ufukta. 🙂

Uzun lafın kısası, işimi çok seviyorum ama bu ülkede bu işi yapmaktan hiç keyif alamaz hale geldim. Hatta yazılım ve siber güvenlik alanına yöneldim bir ara. Epey de ilerlettim kendimi, şu an standart bir sızma testi yapabilirim misal. Ya da sitenizden veya bilgisayarınızdan, antivirüs yazılımlarına da yakalanmadan veri çalabilecek zararlı yazılımları yazabilecek kadar Python öğrendim mesela 🙂 Fakat ben, bir işi meslek olarak yapabilmek için kesinlikle tüm dinamiklerine hakim olmak gerektiği kanısındayım. Bu nedenle siber güvenlik (veya red team diyelim) benim için daima hobi olarak kalacak 🙂

Peki…

O kadar sitem ettik; çözüm ne? Ben kendi çözümümü buldum. Artık hizmet veya danışmanlık vermiyorum; geleni de geri çeviriyorum açıkçası. Sadece eğitim vermeye devam ediyorum. Onun dışında bildiğim, gördüğüm, duyduğum ne varsa artık kendi girişimlerimiz için kullanıp standart ticaret ile yola devam etmeyi planlıyorum; reel sektörün canını seveyim!

Yeni İçeriklerden
Haberdar Ol